Ben işe başlarken baş hemşireyle görüştüm, dolayısıyla baş hekimi tanımıyordum, adını bile bilmiyordum... Sonradan bir kaç kere uzaktan gördüm. Genelde çalışanlar onu görünce hazırola geçiyorlar, oturuyorlarsa kalkıyorlar, yol veriyorlar falan, geldiğini oradan anlayabiliyordum. Geçen gün merdivenlerde ben çıkarken o iniyormuş, yüzü tanıdık geldi, doktorlardan biridir diye gülümseyerek selam verdim, geçip gittim yanından, sonradan hatırladım kim olduğunu... Benim yeni başladığımı biliyorsa ya da kıyafetimden anladıysa, kesin, ne rahat kız, kırk yıllık ahbabıymış gibi davrandı diye düşünmüştür :O) Ne bilsin adam benim onu tanımadığımı :O)
Cumatesileri de üçe kadar çalışıyorum. İşte ilk haftam bitti bugün. Bir çok şey öğrendim ama daha da bilmediğim bir sürü şey var. Kocam da açacağı dükkan için koşturup durdu bu hafta boyunca, pazartesi açılışı yapıyor. Bugün işten sonra ben de gittim hemen hemen her şey hazır, ufak tefek eksikler tamamlanacak sadece. Küçük bir yer ama çok sevimli oldu. Döner, köfte, tost tarzı şeyler satacak. Döneri hazır alacak, pişirmesi, kesmesi, servisi ona ait...
Evde değildik geçen hafta. Çoğunlukla dokuzda onda girebildik. Sabah da erkenden evden çıktık. Zamanla her şey rayına oturacak, bir düzen oluşturacağız. Atahan günün büyük kısmında babasıyla, zaten parmak yaralı olduğundan raporlu, çıraklık yapmıyor şimdilik... Kocamın dükkanı hemen kayınvalidemin evinin yanında. Atahan da bütün gün babaannesi, halası ve kuzenleriyle. Denize gidemedik hala, gitsek de Atahan'ın parmağı o haldeyken onu denize sokamam, mikrop kapmasından korkarım. Golf'e de uğrayamadık son zamanlarda ama o hayatından menun. Yarın ben evdeyim, dinleneceğim, biraz evi toparlayıp, çamaşır ve ütü gibi işlerini halledeceğim.... Kocam dükkana gider büyük ihtimalle son işleri halletmek için ama oğlum benimle. Hem biraz baş başa kalacağız, hem biraz test falan yapacağız onunla. Mızmızlık ve şımarıklık da had safhada son günlerde... Ben başında olmayınca rahata alışmış. Benim bile sözümü dinlemiyor ki bu normalde pek olan bir şey değildir... Biraz ayar çekeceğim ona :O)
Yine görüşmek üzere...
04 Temmuz 2009 Cumartesi
02 Temmuz 2009 Perşembe
Bugün minik bir Hüsniye bey krizi yaşadık... Aslında biraz benim yüzümden oldu ama suç tamamen benim de değildi... Hüsniye hanım diye hastanın adını söyledim ben, hemen yanımda duran kişi efendim dedi meğer efendim diyen Gönül hanımmış, kulakları biraz ağır işitiyordu herhalde ya da sıranın kendisine gelmesini beklediğinden ona seslendiğimi sandı. Ben tam aslında Gönül hanım olan Hüsniye hanımı içeri alırken başka bir bey (aslında gerçekten Hüsniye olan kişi) içeri daldı. Neyse, ben içimden söylendim içeri daldı diye, hatta Gönül hanıma da dedim sıra sizdeydi beyefendi içeri daldı diye. Neyse, çıktı dışarı elindeki sonucun üzerinde Hüsniye yazıyor diye, sonucu aldım ben adamın elinden, adam Hüsniye hanım benim diyor ben iddia ediyorum hayır bu sonuç içerideki hanfendinin diye, bu arada Gönül hanım girdi içeriye doktor sonuç bekliyor, ortalıkta yok sonuç... Ben bu sonuç Hüsniye hanımın dedikçe, adam da "Hüsniye hanım benim" dedikçe, alay ediyor benimle ya da eşinin sonucu falan zannettiğimden tam tersini iddia ediyorum, inanmıyorum.... Bana doğrudan adım Hüsniye dese olay uzamayacak belki... Ama belli ki o da alışmış artık sürekli bayan zannedilmeye "Hüsniye hanım benim" den başka cümle kurmuyor. Doktor sabırsızlanıyor, içerideki raporlara bakıyoruz Gönül hanımın sonucu hala ortada yok, derken en sonunda anladım Hüsniye hanım diye biri olmadığını, Gönül hanımın raporunu diğer arkadaş buldu apar topar, Hüsniye beyin de hala elimde duran sonucunu verdik, olayı hallettik. Çok kalabalıktı bugün, bu da akşama doğru oldu, iyice yorulmuştum artık o yüzden normaldir herhalde arada böyle karışıklıkların olması...
Bunlar dışında çok yoruldum, ayaklarım zonkluyor şu an ama gün güzel sayılırdı genelinde... Biraz daha bir şeyler öğrendim ve biraz daha alıştım... Bu akşam tatile çıkan arkadaşlar uğrayacak, biraz dinlenmeye çalışıyorum onlar gelmeden önce, bu arada yukarıdaki minik anımı da sizinle paylaşayım dedim...
Bunlar dışında çok yoruldum, ayaklarım zonkluyor şu an ama gün güzel sayılırdı genelinde... Biraz daha bir şeyler öğrendim ve biraz daha alıştım... Bu akşam tatile çıkan arkadaşlar uğrayacak, biraz dinlenmeye çalışıyorum onlar gelmeden önce, bu arada yukarıdaki minik anımı da sizinle paylaşayım dedim...
01 Temmuz 2009 Çarşamba
Dün ilk işi günümde kocam bıraktı beni, akşam çıkışta da kocam aldı. Beni bırakmaları için Atahan'la ikisinin yedi buçukta kalkması gerektiğinden bugün otobüsle gitmeye karar verdim. Zaten evin önündeki duraktan binip, hastanenin önündeki durakta inecektim. Yediyi yirmi geçe durağın oraya çıktım. Yedi buçukta hala daha otobüs gelmemişti. Sekizde en geç iş başı yapmam lazım, otobüsün gelmesi, dolaşması, duraklarda durması derken geç kalacaktım ki hastanenin servisi önümden geçti biraz ileride durdu. Bizim oradan birini alıyorlarmış. İşe başlamak için baş hemşireyi beklerken muhasebe müdürüyle tanışmıştım, serviste de o oturuyordu. Bana el salladı gel gel diye, ben de atladım servise, sekize çeyrek kala işteydim. Artık her sabah servisle gideceğim. Akşamları da iş uzamazsa, servis gitmemiş olursa servisle döneceğim. Akşam çok sorun değil zaten, sabah otobüs saatlerini ayarlamak zor olacaktı benim için, servise çok sevindim...
Dünkü topuklulardan sonra, bugünkü düz ayakkabılar iyi geldi ama onlar da ayağımı vurdu. Bu akşam düz, denediğimde rahat gelen bir çift beyaz babet aldım. Yarın onları deneyeceğim. Ayakkabı işini mutlaka çözmem lazım. Ayağımda yaralanmadık yer kalmadı. Ayakkabı değiştirdikçe her biri vuracak başka bir yer buldu. Olmazsa fazla spor olmayan bir spor ayakkabı alıp onları giyeceğim... Ortopedi de duruyorum ya, ayakkabı vurunca, ayağımın arkasına bir parça flaster yapıştırdım, alçı odasında duruyordu. Akşam ayakkabı denerken satıcı, ayağınız yaralı hangi ayakkabıyı giyseniz acıtır diyordu... Diyecektim o yara bantı görevi görüyor sadece diye ama o kadar yorulmuştum ki artık, dükkan dükkan gezip en rahat ayakkabıyı aramaktan, güldüm geçtim sadece...
Yine görüşmek üzere...
Dünkü topuklulardan sonra, bugünkü düz ayakkabılar iyi geldi ama onlar da ayağımı vurdu. Bu akşam düz, denediğimde rahat gelen bir çift beyaz babet aldım. Yarın onları deneyeceğim. Ayakkabı işini mutlaka çözmem lazım. Ayağımda yaralanmadık yer kalmadı. Ayakkabı değiştirdikçe her biri vuracak başka bir yer buldu. Olmazsa fazla spor olmayan bir spor ayakkabı alıp onları giyeceğim... Ortopedi de duruyorum ya, ayakkabı vurunca, ayağımın arkasına bir parça flaster yapıştırdım, alçı odasında duruyordu. Akşam ayakkabı denerken satıcı, ayağınız yaralı hangi ayakkabıyı giyseniz acıtır diyordu... Diyecektim o yara bantı görevi görüyor sadece diye ama o kadar yorulmuştum ki artık, dükkan dükkan gezip en rahat ayakkabıyı aramaktan, güldüm geçtim sadece...
Yine görüşmek üzere...
30 Haziran 2009 Salı
Bugün ben işe başladım. Dünkü yazımda bahsetmek istemedim bir gidip ortamı görmeden, biraz da heyecanlıydım, Atahan yüzünden endişeliydim ama bugün gittim çalıştım gördüm artık rahat rahat anlatabilirim:O)
İş iş dediğim özel hastanede doktor asistanlığı. Hastaları karşılayıp, kayıt işlemlerini yapıp, evraklarını düzenleyip, sırayla muayene olmalarını sağlıyoruz.
Prosedürleri öğrendikten sonra yorucu ama kolay bir iş gibi görünüyor. Bugün ancak etrafı gözlemleyip, hastaneyi ve çalışanları tanıyıp, biraz işlemleri öğrenmeye çalıştım zaten. Benim açımdan en güzel tarafı iyi kötü bir iş tecrübesi edinecek olmam. Sonuçta bilgisayar, İngilizce şu bu biliyorum, prezantabl, canı istedi mi insan ilişkileri iyi olan biriyim ama kağıt üzerindeki tecrübem sıfırdı...
Bu sabah gittim baş hemşireyle görüştüm. Beni ortopediye verdi, oradaki arkadaş da size öğretir işlemleri dedi. Tam giderken ben yerime, ortopedi doktorumuz biraz sinirlidir, dedi. Ben de olsun, benim açımdan sorun yok dedim. Sonradan anladım ki o, işini düzgün yap, adamı kızdırma, biraz bağırsa da aldırma, sen işi öğrenmeye bak anlamında söylemişti o cümleyi ama benim cevabımla olay, sizi ortopediye veriyorum, doktor biraz sinirlidir, size layık değil ama şimdilik elimizden gelen bu, kusura bakmayın, gibi bir şey olmuş :O)
Ortopediye beni başka bir asistan götürdü. Oradakilere tanıştırdı. Daha çok erken olduğundan hasta falan yoktu, doktor da gelmemişti. Biraz boş boş oturdum, biraz oradakilerle muhabbet edip işi, maaşımı, çalışma saatlerimi, çalışacağım günleri, hastanede öğlen yemeği verilip verilmediğini, sigara içilip içilmediğini, sigorta yapılıp yapılmadığını öğrendim. Bunların hiç birini bilmeden başlamıştım. Onlar söylemedi, ben de sormadım. Yarın şu saatte gel, şurda ol dediler çıktım gittim ben de.
Siyah pantalon beyaz bluz giyiyor bütün asistanlar bu güzel aslında her gün ne giyeceğim derdi yok. Bir yandan da benim siyah pantolunumla beyaz bluzum de yok. Var olanlar büyük gelenler. Yeni almam lazım ama bu akşam bakamadım yorgunluktan. Bir kaç gün ses çıkarmazlar gerçi bence ama ben bugün iş görüşmesine gider gibi giyindiğimden ayakkabılar hafif topukluydu, bir süre sonra ayaklarım çok ağrıdı, rahat, mümkün olduğunca düz, beni yormayacak ayakkabılar giymeliyim. Herkesten farklı giyinince, beni her gören yeni mi başladın dedi, ikinci bir gün daha bunu çekmek istemiyorum... Bir siyah pantalon bulduk bana uyan, üzerine de beyaz bir bluz uydurdum evden, bir de pek giymediğim topuksuz ama yine de şık siyah ayakkabı buldum ayağıma biraz büyük gelen. Büyük olması daha iyi gerçi, akşama doğru şişiyor insan bütün gün ayakta durunca o zaman sıkmaz ayağımı... Neyse, yarın öyle gideceğim, en kısa sürede de pantalonla bluz alacağım kendime...
Şimdilik böyle... Bugün sadece gözlemlemekle yetindim her şeyi. Yakında olayı çözüp tozunu attırırım her tarafın... Daha fazla uzatmadan yine görüşmek üzere diyorum...
İş iş dediğim özel hastanede doktor asistanlığı. Hastaları karşılayıp, kayıt işlemlerini yapıp, evraklarını düzenleyip, sırayla muayene olmalarını sağlıyoruz.
Prosedürleri öğrendikten sonra yorucu ama kolay bir iş gibi görünüyor. Bugün ancak etrafı gözlemleyip, hastaneyi ve çalışanları tanıyıp, biraz işlemleri öğrenmeye çalıştım zaten. Benim açımdan en güzel tarafı iyi kötü bir iş tecrübesi edinecek olmam. Sonuçta bilgisayar, İngilizce şu bu biliyorum, prezantabl, canı istedi mi insan ilişkileri iyi olan biriyim ama kağıt üzerindeki tecrübem sıfırdı...
Bu sabah gittim baş hemşireyle görüştüm. Beni ortopediye verdi, oradaki arkadaş da size öğretir işlemleri dedi. Tam giderken ben yerime, ortopedi doktorumuz biraz sinirlidir, dedi. Ben de olsun, benim açımdan sorun yok dedim. Sonradan anladım ki o, işini düzgün yap, adamı kızdırma, biraz bağırsa da aldırma, sen işi öğrenmeye bak anlamında söylemişti o cümleyi ama benim cevabımla olay, sizi ortopediye veriyorum, doktor biraz sinirlidir, size layık değil ama şimdilik elimizden gelen bu, kusura bakmayın, gibi bir şey olmuş :O)
Ortopediye beni başka bir asistan götürdü. Oradakilere tanıştırdı. Daha çok erken olduğundan hasta falan yoktu, doktor da gelmemişti. Biraz boş boş oturdum, biraz oradakilerle muhabbet edip işi, maaşımı, çalışma saatlerimi, çalışacağım günleri, hastanede öğlen yemeği verilip verilmediğini, sigara içilip içilmediğini, sigorta yapılıp yapılmadığını öğrendim. Bunların hiç birini bilmeden başlamıştım. Onlar söylemedi, ben de sormadım. Yarın şu saatte gel, şurda ol dediler çıktım gittim ben de.
Siyah pantalon beyaz bluz giyiyor bütün asistanlar bu güzel aslında her gün ne giyeceğim derdi yok. Bir yandan da benim siyah pantolunumla beyaz bluzum de yok. Var olanlar büyük gelenler. Yeni almam lazım ama bu akşam bakamadım yorgunluktan. Bir kaç gün ses çıkarmazlar gerçi bence ama ben bugün iş görüşmesine gider gibi giyindiğimden ayakkabılar hafif topukluydu, bir süre sonra ayaklarım çok ağrıdı, rahat, mümkün olduğunca düz, beni yormayacak ayakkabılar giymeliyim. Herkesten farklı giyinince, beni her gören yeni mi başladın dedi, ikinci bir gün daha bunu çekmek istemiyorum... Bir siyah pantalon bulduk bana uyan, üzerine de beyaz bir bluz uydurdum evden, bir de pek giymediğim topuksuz ama yine de şık siyah ayakkabı buldum ayağıma biraz büyük gelen. Büyük olması daha iyi gerçi, akşama doğru şişiyor insan bütün gün ayakta durunca o zaman sıkmaz ayağımı... Neyse, yarın öyle gideceğim, en kısa sürede de pantalonla bluz alacağım kendime...
Şimdilik böyle... Bugün sadece gözlemlemekle yetindim her şeyi. Yakında olayı çözüp tozunu attırırım her tarafın... Daha fazla uzatmadan yine görüşmek üzere diyorum...
29 Haziran 2009 Pazartesi
Bugün sıradan bir gündü. Sabah oğlumla kalktık, biraz balkonda oturduk, sonra kocam uyandı. İkisi de çıktı evden, biri işlerini halletmeye gitti, yeni açacağı dükkan için, ötekini de çıraklık yaptığı yere bıraktı.
Ben de evi topladım, süpürdüm, bulaşık makinesini çalıştırdım, biraz bilgisayarda bakındım, biraz dikiş diktim...
Akşamüstü görümcem aradı, kocam geldi, beni aldı, kayınvalideme uğradık. Sonra oğlanı da aldık dükkandan, eve döndük. Kocam bilgisayar başına oturdu biraz, ben dikişlerime devam ettim. Atahan elini yüzünü yıkadı, üzerini bile değiştirmeden sokağa oynamaya çıktı...
Bir saat kadar sonra, kocamın seslendiğini duydum, çocuk dönmüştü eve, aynı anda kapıyı çaldı Atahan, daha girişten, anne, demesinden anladım başına bir şeyler geldiğini ya kavga etti ya düştü dedim. Onun çıkmasını beklemeden aşağıya doğru inmeye başladım. Elini tutarak geliyordu, orta parmağı kan içindeydi...
Yandaki apartmanın bahçe kapısına sıkıştırmış parmağını, tırnak ayrılmış etten, içine kan dolmuş. Aslında çok fazla kanamamış ama morarmış parmak, görüntü berbattı. Her şeyden beteri onun korku içinde ağlamasıydı. Kandan çok korkar benim oğlum, canı da çok tatlıdır en ufak bir yarada, bir damla kanda ortalığı ayağa kaldırır ki bu sefer durum biraz daha kötüydü. Kocam onun ağlamasını duymuş, ben arka odada olduğumdan duymamıştım, cama gitmiş, o gelmeden ne olduğunu anlamaya, ben " Fhm gel çabuk" dedim, "al anahtarlarını hastaneye gidiyoruz". İçim nasıl pırpır ama sakin olmaya çalışıyorum. Ben panik yaparsam Atahan daha da çok korkacak. Üzerimi değiştirsem mi diye düşündüm, evde giydiğim, dört beden büyük- üzerimden düşen kotla tişört vardı. Baktım kan fazla yok, biraz kanamış ama kanama devam etmiyor. Zaten yatağın üzerindeydi çıkardıklarım. Hemen onları geçirdim üzerime, sağlık karnesi, anahtar, telefon, cüzdan (para) hastaneye gittik. Yolda Atahan tir tir titriyor ve "parmağımı kesmesinler, iğne yapmasınlar, ah keşke güzel güzel evimde otursaydım, neden çıktım ki sokağa" diye ağlıyordu. Ben de bir yandan onu sakinleştirmeye uğraşıyordum, bir yandan biraz su içiriyordum ferahlasın diye. Acilde doktor baktı parmağına, siz geçin içeride bekleyin, dedi. Kocam kayıt yaptırdı. Doktorun çok acele etmemesi biraz ferahlattı beni aslında, durum göründüğü kadar kötü değil demek ki diye düşündüm. İçeride penseyi, pansuman gereçlerini gören Atahan daha da çok korktu, ağlamaya devam ediyordu, neyse doktor geldi baktı, pansuman yapacağız, tırnak kendi kendine düşecek dedi... İğne yapılmayacağını duyan Atahan sustu. Parmağı sarıldı. Kayınvalideme uğradık hastane dönüşünde. Eve gelirken de geçmiş olsun hediyesi dondurma aldık gecemiz tatlı devam etsin diye.
Yarın işim var. Atahan'la bütün gün evde olmayı tercih ederdim, hatta çok isterdim ama mümkün olmayacak...
Bu kadarla kalsın, geçmiş bitmiş olsun inşallah...
Ben de evi topladım, süpürdüm, bulaşık makinesini çalıştırdım, biraz bilgisayarda bakındım, biraz dikiş diktim...
Akşamüstü görümcem aradı, kocam geldi, beni aldı, kayınvalideme uğradık. Sonra oğlanı da aldık dükkandan, eve döndük. Kocam bilgisayar başına oturdu biraz, ben dikişlerime devam ettim. Atahan elini yüzünü yıkadı, üzerini bile değiştirmeden sokağa oynamaya çıktı...
Bir saat kadar sonra, kocamın seslendiğini duydum, çocuk dönmüştü eve, aynı anda kapıyı çaldı Atahan, daha girişten, anne, demesinden anladım başına bir şeyler geldiğini ya kavga etti ya düştü dedim. Onun çıkmasını beklemeden aşağıya doğru inmeye başladım. Elini tutarak geliyordu, orta parmağı kan içindeydi...
Yandaki apartmanın bahçe kapısına sıkıştırmış parmağını, tırnak ayrılmış etten, içine kan dolmuş. Aslında çok fazla kanamamış ama morarmış parmak, görüntü berbattı. Her şeyden beteri onun korku içinde ağlamasıydı. Kandan çok korkar benim oğlum, canı da çok tatlıdır en ufak bir yarada, bir damla kanda ortalığı ayağa kaldırır ki bu sefer durum biraz daha kötüydü. Kocam onun ağlamasını duymuş, ben arka odada olduğumdan duymamıştım, cama gitmiş, o gelmeden ne olduğunu anlamaya, ben " Fhm gel çabuk" dedim, "al anahtarlarını hastaneye gidiyoruz". İçim nasıl pırpır ama sakin olmaya çalışıyorum. Ben panik yaparsam Atahan daha da çok korkacak. Üzerimi değiştirsem mi diye düşündüm, evde giydiğim, dört beden büyük- üzerimden düşen kotla tişört vardı. Baktım kan fazla yok, biraz kanamış ama kanama devam etmiyor. Zaten yatağın üzerindeydi çıkardıklarım. Hemen onları geçirdim üzerime, sağlık karnesi, anahtar, telefon, cüzdan (para) hastaneye gittik. Yolda Atahan tir tir titriyor ve "parmağımı kesmesinler, iğne yapmasınlar, ah keşke güzel güzel evimde otursaydım, neden çıktım ki sokağa" diye ağlıyordu. Ben de bir yandan onu sakinleştirmeye uğraşıyordum, bir yandan biraz su içiriyordum ferahlasın diye. Acilde doktor baktı parmağına, siz geçin içeride bekleyin, dedi. Kocam kayıt yaptırdı. Doktorun çok acele etmemesi biraz ferahlattı beni aslında, durum göründüğü kadar kötü değil demek ki diye düşündüm. İçeride penseyi, pansuman gereçlerini gören Atahan daha da çok korktu, ağlamaya devam ediyordu, neyse doktor geldi baktı, pansuman yapacağız, tırnak kendi kendine düşecek dedi... İğne yapılmayacağını duyan Atahan sustu. Parmağı sarıldı. Kayınvalideme uğradık hastane dönüşünde. Eve gelirken de geçmiş olsun hediyesi dondurma aldık gecemiz tatlı devam etsin diye.
Yarın işim var. Atahan'la bütün gün evde olmayı tercih ederdim, hatta çok isterdim ama mümkün olmayacak...
Bu kadarla kalsın, geçmiş bitmiş olsun inşallah...
28 Haziran 2009 Pazar
Geçen gün gittim ütü aldım kendime. Eskisini kocam denedi tamir edemedi. Ben de götürmedim hiç başka tamirciye... Dün de bütün gün hem yatak odasını topladım, hem ütü yaptım. Ütü yapmayı bu kadar özleyeceğimi söyleseler inanmazdım :O)
Bir yandan da gözlüklerime alışmaya çalıştım. Normal otururken iyi de iş falan yaparken zor geldi takmak. Alışana kadar biraz zamana ihtiyacım olacak. Çıkaramıyorum da hiç gözümden. Atahan'la beraber takmaya başladık, ben çıkarırsam o da mırın kırın edebilir diye korkuyorum...
Kayınvalidemin evinde tadilat vardı bir kaç gündür. Ahşap çerçeveler pimapenle değiştirildi. Oraya gittik geldik sürekli, yardımcı olduk, en azından yalnız bırakmadık. Gözlüklü fotoğraflar da onun evinde çekildi. Kendisi çok titizdir, evin o dağınık haliyle fotoğrafları koyduğumu görse üzülür belki de :O) Biraz da düzenleme yaptık ve kıyıdan köşeden neredeyse asırlık şeyler çıktı. Atmamış, hepsini koymuş bir kenara, ev de büyük, o tek başına zaten fazla yer sıkıntısı yok gibi ama yine de bozuk elektrikli sobaları ve nuh nebiden kalma artık hiç bir şekilde kullanılmayan hoparlörleri, senelerdir kullanılmayan nargileyi ve akla gelen gelmeyen bir sürü ıvır zıvırı saklamasına da gerek yok. İki üç tane yün yatak duruyordu mesela. Oysa çekyatları var her odada, yataklar zaten ağır tek başına kaldıramaz. Bir tanesini atabildik sadece. Hem atalım dedi hem sonra kıyamadı anladığım kadarıyla... Yine de görümcemle ikna ettik bazı şeyleri atmaya, vermeye...
Sandıkları açtık, bir tane etamin işlemeli kundak bulduk mesela. Kaynım, görümcem ve kocam o kundakla büyümüş. Kaynım 42 yaşında şu an, düşünün neredeyse yarım asırlık. Kayınvalidem işlemiş etaminlerini. Ben aldım o kundağı. Belki öyle olduğu gibi saklarım belki süsleyip başka bir şeye dönüştürürüm...
Dün yatak odasını toplarken amacım dikiş makinesinin etrafını boşaltmaktı biraz da. Bugün önce tamir edileceklere bir göz atacağım. Yapabileceklerimi yapacağım. Sonra kayınvalidemden aldığım kumaşla (yine sandıktan çıktı kumaş) masa örtüsü dikeceğim günlük kullanımlık. Oğlumun yatağının üzerine bohçamsı bir şey dikmek istiyorum. Pijamalarını içine koymak için. Süslü değil ama ayıcıklı mayıcıklı olsun. Becerebilirsem hayvan kafası şeklinde de yapabilirim. Biraz yapa boza, deneye yanıla bir şeylere benzetebilirim herhalde :O)
Velhasıl, evle ilgilenmek istiyorum şu sıralar... Ütüyü alınca hoşuma gitti. Ütü masam da kırık, yamuk duruyor. Üşenmediğim bir gün gidip bir de ütü masası alayım diyorum. Onu taşıması zor geliyor. Kocamı denk getirirsem daha kolay olur, sığar herhalde arabanın bagajına...
Bunlar dışında bir şey yaptığım da yok. Biz gidemedik ya annemlerin gelmesini istiyorum işlerini ayarlayıp. Ablam da kaçamak yapsın bir hafta burada kalsın istiyorum (biliyorum kaçamak yapsa bile iki gün kalabilir en fazla, bir haftayı bulması imkansız ama bir umut işte :O))...
Bir yandan da gözlüklerime alışmaya çalıştım. Normal otururken iyi de iş falan yaparken zor geldi takmak. Alışana kadar biraz zamana ihtiyacım olacak. Çıkaramıyorum da hiç gözümden. Atahan'la beraber takmaya başladık, ben çıkarırsam o da mırın kırın edebilir diye korkuyorum...
Kayınvalidemin evinde tadilat vardı bir kaç gündür. Ahşap çerçeveler pimapenle değiştirildi. Oraya gittik geldik sürekli, yardımcı olduk, en azından yalnız bırakmadık. Gözlüklü fotoğraflar da onun evinde çekildi. Kendisi çok titizdir, evin o dağınık haliyle fotoğrafları koyduğumu görse üzülür belki de :O) Biraz da düzenleme yaptık ve kıyıdan köşeden neredeyse asırlık şeyler çıktı. Atmamış, hepsini koymuş bir kenara, ev de büyük, o tek başına zaten fazla yer sıkıntısı yok gibi ama yine de bozuk elektrikli sobaları ve nuh nebiden kalma artık hiç bir şekilde kullanılmayan hoparlörleri, senelerdir kullanılmayan nargileyi ve akla gelen gelmeyen bir sürü ıvır zıvırı saklamasına da gerek yok. İki üç tane yün yatak duruyordu mesela. Oysa çekyatları var her odada, yataklar zaten ağır tek başına kaldıramaz. Bir tanesini atabildik sadece. Hem atalım dedi hem sonra kıyamadı anladığım kadarıyla... Yine de görümcemle ikna ettik bazı şeyleri atmaya, vermeye...
Sandıkları açtık, bir tane etamin işlemeli kundak bulduk mesela. Kaynım, görümcem ve kocam o kundakla büyümüş. Kaynım 42 yaşında şu an, düşünün neredeyse yarım asırlık. Kayınvalidem işlemiş etaminlerini. Ben aldım o kundağı. Belki öyle olduğu gibi saklarım belki süsleyip başka bir şeye dönüştürürüm...
Dün yatak odasını toplarken amacım dikiş makinesinin etrafını boşaltmaktı biraz da. Bugün önce tamir edileceklere bir göz atacağım. Yapabileceklerimi yapacağım. Sonra kayınvalidemden aldığım kumaşla (yine sandıktan çıktı kumaş) masa örtüsü dikeceğim günlük kullanımlık. Oğlumun yatağının üzerine bohçamsı bir şey dikmek istiyorum. Pijamalarını içine koymak için. Süslü değil ama ayıcıklı mayıcıklı olsun. Becerebilirsem hayvan kafası şeklinde de yapabilirim. Biraz yapa boza, deneye yanıla bir şeylere benzetebilirim herhalde :O)
Velhasıl, evle ilgilenmek istiyorum şu sıralar... Ütüyü alınca hoşuma gitti. Ütü masam da kırık, yamuk duruyor. Üşenmediğim bir gün gidip bir de ütü masası alayım diyorum. Onu taşıması zor geliyor. Kocamı denk getirirsem daha kolay olur, sığar herhalde arabanın bagajına...
Bunlar dışında bir şey yaptığım da yok. Biz gidemedik ya annemlerin gelmesini istiyorum işlerini ayarlayıp. Ablam da kaçamak yapsın bir hafta burada kalsın istiyorum (biliyorum kaçamak yapsa bile iki gün kalabilir en fazla, bir haftayı bulması imkansız ama bir umut işte :O))...
27 Haziran 2009 Cumartesi
Kışın, annemle arabada giderken kırmızı ışıkta durduğumuzda, bana, hemen caddenin karşısındaki vitrinden kazak ve hırka fiyatlarını okumuştu da hayran olmuştum gözleri ne kadar iyi görüyor diye, çünkü ben okuyamıyordum hırkanın otuz lira, kazağın yirmi lira olduğunu...
Sonra komşuya oturmaya gittiğimizde camdan bakıp aşağıdaki balıkçıdan balık fiyatlarını söylediğinde de fark etmiştim o rakamları göremediğimi.
Bazen de evde televizyon izlerken alt yazıda geçen ya da ekranın köşesine kondurulan küçük puntolu yazıları tam göremiyordum. Bulanıklaşıyordu, 3 mü 8 mi anlayamıyordum ama onu da ekranın kötülüğüne yormuştum.
Sonradan fark ettim ki benim o kötü ekran dolayısıyla okuyamadığım sayıları-yazıları kocam okuyabiliyordu. Onu fark edince aklıma geldi ki, annemle aynı mesafeden baktığımız halde vitrindeki fiyatları ben göremiyordum, o görebiliyordu. Gözlerimin bozuk olabileceğinden şüphelenmeye başladım ama acele de etmedim doktora gitmek için...
Okulun ikinci döneminde Atahan'ın gözlerinden de şüphelenmeye başladık. Gözlerini kısarak bakıyordu etrafa. Biz söyleyince onun da dikkati çekildiğinden biraz da bilinçli olarak da yapmaya başladı bir süre sonra. O yüzden onu da doktora götürmek için çok acele etmedim. Bir de kışın okul, ardından etüt, haftasonları basketbol derken hep konuşuldu gidelim diye ama bir türlü harekete geçilmedi...
Neyse, dün kocam oğlumla beni göz doktoruna götürdü. Önce Atahan'a baktı doktor. Her iki gözünün de bir buçuk derece miyop olduğu anlaşıldı. Şanslıyız ki, göz tembelliği yok, altı yaşlarındayken genel kontrol amaçlı bir göz muayenesi yaptırsaydınız keşke, okula başlamadan çocuklardaki bozukluklar pek anlaşılmıyor o yüzden okul öncesi bir kontrol iyi oluyor dedi... Altı ay sonra kontrole götüreceğiz...
Sonra benim gözlerime baktı. Ben astigmatmışım. Sol gözüm 1.5 , sağ gözüm 0.75 'miş. Tam derecelere uygun gözlük veremedi bana. Aralarındaki fark büyükmüş. Daha önce gözlük de kullanmadığım için rahatsız edermiş. Nitekim bir numara camlı gözlük sürekli baş dönmesi yaptı. O yüzden gözlüğümün her iki camı da 0.75. Bir süre bunları kullanacağım duruma göre üç ay ya da altı ay sonra camlar değiştirilecek.
Bundan sonra ana oğul gözlüklüyüz. Gözlükleri takmaya başladıktan sonra ikimizin de daha iyi gördüğü de bir gerçek... Bazı şeyleri tam ifade edememiş olabilirim çünkü etrafımda kullanan olsa da benim hiç alakam yoktu gözlüklerle. Güneş gözlüğü bile kullanmazdım ben normalde. Şimdilik alışmaya çalışıyoruz oğlumla birlikte. Akşam yatarken ben onun gözlüklerini çıkardığım halde bana sesleniyordu" anne, gözlüklerimi çıkarmayı unuttum" diye :O)
Sonra komşuya oturmaya gittiğimizde camdan bakıp aşağıdaki balıkçıdan balık fiyatlarını söylediğinde de fark etmiştim o rakamları göremediğimi.
Bazen de evde televizyon izlerken alt yazıda geçen ya da ekranın köşesine kondurulan küçük puntolu yazıları tam göremiyordum. Bulanıklaşıyordu, 3 mü 8 mi anlayamıyordum ama onu da ekranın kötülüğüne yormuştum.
Sonradan fark ettim ki benim o kötü ekran dolayısıyla okuyamadığım sayıları-yazıları kocam okuyabiliyordu. Onu fark edince aklıma geldi ki, annemle aynı mesafeden baktığımız halde vitrindeki fiyatları ben göremiyordum, o görebiliyordu. Gözlerimin bozuk olabileceğinden şüphelenmeye başladım ama acele de etmedim doktora gitmek için...
Okulun ikinci döneminde Atahan'ın gözlerinden de şüphelenmeye başladık. Gözlerini kısarak bakıyordu etrafa. Biz söyleyince onun da dikkati çekildiğinden biraz da bilinçli olarak da yapmaya başladı bir süre sonra. O yüzden onu da doktora götürmek için çok acele etmedim. Bir de kışın okul, ardından etüt, haftasonları basketbol derken hep konuşuldu gidelim diye ama bir türlü harekete geçilmedi...
Neyse, dün kocam oğlumla beni göz doktoruna götürdü. Önce Atahan'a baktı doktor. Her iki gözünün de bir buçuk derece miyop olduğu anlaşıldı. Şanslıyız ki, göz tembelliği yok, altı yaşlarındayken genel kontrol amaçlı bir göz muayenesi yaptırsaydınız keşke, okula başlamadan çocuklardaki bozukluklar pek anlaşılmıyor o yüzden okul öncesi bir kontrol iyi oluyor dedi... Altı ay sonra kontrole götüreceğiz...
Sonra benim gözlerime baktı. Ben astigmatmışım. Sol gözüm 1.5 , sağ gözüm 0.75 'miş. Tam derecelere uygun gözlük veremedi bana. Aralarındaki fark büyükmüş. Daha önce gözlük de kullanmadığım için rahatsız edermiş. Nitekim bir numara camlı gözlük sürekli baş dönmesi yaptı. O yüzden gözlüğümün her iki camı da 0.75. Bir süre bunları kullanacağım duruma göre üç ay ya da altı ay sonra camlar değiştirilecek.
Bundan sonra ana oğul gözlüklüyüz. Gözlükleri takmaya başladıktan sonra ikimizin de daha iyi gördüğü de bir gerçek... Bazı şeyleri tam ifade edememiş olabilirim çünkü etrafımda kullanan olsa da benim hiç alakam yoktu gözlüklerle. Güneş gözlüğü bile kullanmazdım ben normalde. Şimdilik alışmaya çalışıyoruz oğlumla birlikte. Akşam yatarken ben onun gözlüklerini çıkardığım halde bana sesleniyordu" anne, gözlüklerimi çıkarmayı unuttum" diye :O)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)